Lisans eğitimini Türkiye’de, Lisansüstü eğitimini ise ABD’de tamamlamış, halen ABD’de profesör olarak başarılı çalışmalara imza atmakta olan ve tipik bir beyin göçü örneği olduğunu düşündüğüm bir arkadaşım var. “Sabbatical” iznini ülkemizin en üst diliminde yer alan ismi bende saklı bir üniversitede tamamlamasına az bir süre kala kendisini ziyaret etmiş ve sormuştum: “Türkiye’de ve bu üniversitede kalıcı olarak çalışmayı düşünüyor musun?” Acaba spontane olarak mı cevap vermişti yoksa çokça düşündükten sonra mı bu cevabı hazırlamıştı hala merak ederim. Her hatırladığımda beni tekrar derin düşüncelere gark eden şu cevabı vermişti: “Üniversite’ye alınacak damacana suyun markasına rektörün karar verdiği bir üniversitede çalışmak istemiyorum”.


Türkiye’de üniversitelerimizin en önemli 12 problemini herhangi bir önem sırası gözetmeden aşağıya kısaca yazıyorum:

1. Yüksek öğrenimde ve genel olarak tüm eğitim sisteminde başlamış olan ve süregelen dijital dönüşüme üniversitelerimiz nasıl ayak uydurabilecek?

2. Üniversitelerimizde öğretim üyelerimizin liyakat esaslı ataması ve yükselmesi ne şekilde sağlanabilecek?

3. Nitelikli, başarılı öğretim üyelerimizin ülke dışında çalışmayı tercih etmemeleri nasıl sağlanacak?

4. Nitelikli ve tam zamanlı doktora öğrencisi ve araştırma görevlisi sayısı nasıl artırılabilir?

5. Yurtdışından nitelikli yabancı öğrencileri üniversitelerimize nasıl daha fazla çekebiliriz?

6. Üniversite — Sanayi işbirliğinin sadece kağıt üstünde kalmaması nasıl mümkün olacak?

7. Öğrencilerini sadece meslek hayatlarına hazırlamaktan öte idealist…


Aşağı yukarı her sene verdiğim Siber Güvenliğe Giriş derslerinde sormayı sevdiğim bir sınav soru tipi şu şekilde: “Dönem boyunca güvenlik ile kullanılabilirlik arasında ödünleşmeler (trade-off) (birisi artınca diğeri azalır veya tam tersi) olduğunu gördük, bu tür bir ödünleşmeye örnekler veriniz”. Esasında bu çok kolay bir soru, bugünlerde belki biraz daha zor bir soru şu olabilir diye düşünmeye başladım: “bana hem güvensiz hem de kullanışsız bir çözümle geliniz.”

Soru zor demiş bulundum ama bilakis her gün hem kullanışsız hem de güvensiz bir çözümün tam da göbeğindeyiz esasında. Nasıl mı? Şu şekilde:

Öğrenci bana imzalamam üzere bir form gönderiyor (örneğin bir dersten…


Her insanın; çocukluğunda annesi, babası, diğer büyükleri tarafından bolca anlatılan ve bir şekilde kafasına kazınan, kendisine ait olmayan ama kendisininmiş gibi hissettiği hatıraları vardır. Benim de böyle bir hatıram var, şimdi önce onu anlatacağım sizlere.

Babam Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesinden mezun olmuş, bölümü birincilikle bitirmiş. Daha doğrusu normal zamanında — Haziran’da — sadece kendisi mezun olabilmiş. Akabinde, asistanlık sınavı açılmış. Kendisi ve yurtdışında okumuş başka bir kişi başvuru yapmış. Sınavlar sonrasında hocalar iki gruba ayrılmış; bir grup babamın, diğer bir grup ise diğer adayın alınması gerektiğini savunmuş. Karar alınamamış, süreç uzamış ve en sonunda sınav iptal edilmiş. Babam da bu süreçte çok…


Üniversiteye giriş sınavlarının yapılmasına sayılı günler kala üniversitelerimizin araştırma performanslarının karşılaştırması konusunda uzun süredir yazmayı düşündüklerimi tüm diğer işlerimi bir tarafa bırakarak bu yazıda aktarmaya çalışacağım. Zira, yakında başlayacak üniversite tercih döneminde bu konunun daha revaçta olacağını tahmin ediyorum. Böyle bir yazıyı kaleme almak için en uygun zaman bu zaman sanki. Ya şimdi yazacaktım ya da uzun bir süre bu konu gündemimden düşecek idi.

Aramızda akademisyen olanların çok iyi bildiği gibi kişisel araştırma performans değerlendirmesinde kullanılabilen ölçütlerden biri ve belki de en bilineni h-indeks. 2005 yılında Jorge E. Hirsch tarafından önerilen h-indeksin kullanımının gittikçe yaygınlaşması ve Google Scholar gibi ortamlarda…


Tübitak teşvikleri ile ilgili düzenli yazı kaleme alan çok fazla kişi yok. Başar Kaya’nın bloğu bu konuda bir istisna. Bir hayli yararlı bilgiler mevcut yazılarında. En son yazısında benim de son zamanlarda zihnimi kurcalayan bir konudan bahis var: “TÜBİTAK TEYDEB destekli Ar-Ge projelerin çıktılarının ticarileşme oranı %5'in altında”. %5 gibi bir rakam ve bir de kaynak var. Kaynağı merak ediyorum ve linke tıklayarak devam ediyorum.

Kaynak diğer bir blog yazısı. “Teknoloji Firmalarının Afyonu ArGe” diye bir başlık atılmış. Bu başlık beni biraz rahatsız etse de okumaya devam ediyorum. “TÜBİTAK fonu kullanan projelerin %1’den azı ticarileşiyor” diye bir istatistik verilmiş. Sanırım Başar bey %1 rakamını kullanmak istememiş, %5’in altında demekle yetinmiş. Peki bu %1 rakamı nereden geliyor, bir açıklama yok veya herhangi bir kaynak belirtilmemiş.

Acaba gerçekten öyle mi? İnternet’te kısa araştırmamın netice vermemesi üzerine kendi veri kaynaklarıma yöneliyorum. Ben de uzun yıllardır Tübitak projelerinin izleyiciliğini yapıyorum. Genelleme yapmanın yanlış olacağını bilsem de çok merak ettim. …


(Tübitak projeleri ile ilgili yazı dizisinin ikincisidir. Birincisi ilgilenenler için buradadır.)

Bilindiği üzere, Tübitak’ın akademik projeleri desteklediği birimin adı ARDEB, endüstri projelerini desteklediği birimin adı ise TEYDEB. Hem ARDEB’de, Hem TEYDEB’de pek çok projede hakem, izleyici, yürütücü, danışman, vb. farklı görevlerde bulundum. Bu iki birim arasında proje değerlendirme açısından temel fark ARDEB’de yoğun olarak panel sisteminin kullanılıyor olması. Panel sistemi, temel anlamda, beş hakemin bir moderatör yönetiminde bir araya gelmesi ve projeyi sözlü olarak tartışması sonrası proje notunun ortaya çıkartılması üzerine kurulu. TEYDEB’de ise sonradan bir komite aşaması olsa da hakem değerlendirmeleri birbirinden bağımsız olarak yürütülüyor.

Uzun yıllar yaptığım gözlemler…


Yaklaşık 10–12 sene önce, TOBB Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladığım ilk yıllardı. Kullanılabilir Güvenlik (grafik parolalar) konusunda önerdiğim proje Tübitak tarafından desteklenmeye layık görülmüştü. Bu benim yürütücülüğünü yaptığım ilk projemdi ve oldukça motive bir şekilde konu ile ilgili önüme çıkan neredeyse her şeyi okuyordum. Bu okumalarımdan bir tanesi Peter Gutmann’ın Engineering Security isimli kitabıydı. Bu kitabın konuları itibariyle çok iyi organize olmadığını, bir şeyler öğretmekten çok, öğrenecek ne çok şey var duygusunu uyandırmakta başarılı olduğunu hatırlıyorum. Fakat, kitapta dikkatimi çeken ve hatırımda kalan konulardan bir tanesi şu oldu:

Kitapta ABD’de bir üniversitede yapılan bir kullanıcı çalışmasından bahsediliyordu. Üniversite’deki umuma…


Salgın günlerinde, sizler de duymuşsunuzdur, Covid-19 virüsünün insanlara çip takarak onları kolayca izleyebilmek adına çıkartıldığı gibi iddialar dolaşıyor İnternet’te. Şu an, kitlesel gözetleme ve veri mahremiyeti konuları hiç olmadığı kadar güncel ve sıcak belki de. Bu yazıda amacım bu tür Büyük Birader (Big Brother) komplo teorileri ve spekülasyonları yerine daha bilimsel mecrada Kitlesel Gözetleme (Mass Surveillance) kavramını farklı açılardan değerlendirmek. Bu değerlendirmede tüm doğru cevapları bulmak gibi bir amacım yok, daha çok bazı önemli soruların sorulduğu bir yazı olsun gibi bir hedefim var. …


Daha önceki yazılarımızda iki faktörlü kimlik doğrulamanın (2fkd) öneminden ve gereğinden bahsetmiştik. Öte yandan, bu yöntemin kullanılabilirliği konusunda çekincelerin de olduğu açık.

Biraz düşününce, üniversiteler ve diğer yüksek eğitim kurumlarının 2fkd’nin uygulanması ve yaygınlaştırılması için çok uygun ortamlar olduğunu düşünmeye başladım:

  1. Teknolojiyi en yoğun kullanan kişiler üniversite öğrencileri ve çalışanları. Bu sebeple örneğin genel nüfus içinde hala akıllı telefonu olmayan hatırı sayılır bir kitle var iken üniversite bünyesinde böyle bir problem olacağını öngörmüyorum.
  2. Üniversitelerde bilhassa teknik bölümlerde okuyan öğrencilerin bazen zararlı merakları olabiliyor. O yüzden üniversiteler güvenlik riski göreceli olarak daha büyük olan kurumlar.
  3. Bankacılık sektörü kadar olmasa da (bu…

Kemal Bıçakcı

Profesör (İTÜ), Kurucu Ortak (Securify)

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store